25.09.2026 – Cuma Hutbesi –ŞEYTAN OLSAYDIN İNSANI NASIL KANDIRIRDIN?

- HUTBE
Elhamdülillah Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh.
Tanıklık ederiz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur O tektir ortağı yoktur.
Kardeşlerim,
Bugün kendimize alışılmışın dışında, rahatsız edici fakat son derece önemli bir soru soracağız.
Eğer şeytanın yerinde olsaydınız, insanları nasıl kandırırdınız?
İnsanların karşısına çıkıp, “Ben şeytanım. Bana uyun.” mu derdiniz?
Elbette hayır.
Çünkü insan kötülüğü çıplak haliyle gördüğünde ondan kaçabilir. Öyleyse kötülüğün üzerini örterdiniz.
Adını değiştirirdiniz, onu süslerdiniz.
İnsanın önüne kötülük olarak değil, iyilik olarak koyardınız. Nitekim şeytanın Kuran’da ilan ettiği yöntem tam olarak budur.
(15:39) Dedi ki “Rabbim, madem benim sapmamı Sen irade ettin, ben de yeryüzünde onları ayartacağım; onların hepsini saptıracağım.
Dikkat edin kardeşlerim. Şeytan“Onlara kötülük yapacağım” demiyor. “onların hepsini saptıracağım”
diyor.
Çünkü gerçek aldatma budur, kötülüğü kötülük olarak göstermek aldatma değildir.
Gerçek aldatma, kötülüğü insana doğru, gerekli, haklı ve hatta kutsal göstermektir.
Açgözlülüğe başarı dersiniz, kibre özgüven dersiniz, intikama adalet dersiniz.
İnsanlara hükmetme arzusuna düzen dersiniz, nefrete sadakat dersiniz, başkalarını küçümsemeye üstünlük dersiniz.
Ve sonunda insana yaptığının yanlış olduğunu değil, tam tersine kendisinin herkesten daha doğru olduğunu düşündürürsünüz.
Çünkü şeytanın ilk büyük yanılgısı tam olarak böyle başladı. Tanrı Adem’in önünde secde etmesini emrettiğinde iblis şöyle dedi;
(38:76) Dedi ki “Ben ondan daha iyiyim; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
İşte şeytanın düşüncesinin tohumu; Ben daha iyiyim.
Tanrı bir hüküm verdi, iblis ise kendi değerlendirmesini Tanrı’nın hükmünün üzerine koydu.
Başka bir ifadeyle; Ben daha iyi biliyorum.
Bugün insanlığın tarihine baktığımızda bu cümleyi kaç farklı biçimde görüyoruz?
Ben daha üstünüm, benim milletim daha üstün, benim toplumum daha üstün, benim mezhebim daha üstün, benim liderim daha iyi bilir, benim grubum yanılmaz, ben dünyayı daha iyi yönetirim, ben ülkeyi daha iyi yönetirim, ben insanların nasıl yaşaması gerektiğini onlardan daha iyi bilirim.
Ve sonunda aynı kibir milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir sisteme dönüşebilir.
Savaşlar çıkar, insanlar birbirini öldürür, toplumlar birbirine düşman olur.
Ve en korkuncu şudur; Bunu yapanların çoğu kendisini kötü olarak görmez, herkes kendisini haklı görür. İşte şeytanın oyunu burada mükemmelleşir, çünkü insan kendisinin kötü olduğunu biliyorsa tövbe edebilir. Ama yaptığı kötülüğü iyilik zannediyorsa, neden tövbe etsin?
Kuran bize şeytanın nerede beklediğini de açıkça bildiriyor.
(7:16) O da şöyle söyledi, “Madem benim sapmamı Sen irade ettin, ben de Senin dosdoğru yolunun üzerinde onlar için pusuya yatacağım.
Şeytan, “ben sadece meyhanelerde olacağım” demiyor.
“Ben sadece suç işlenen yerlerde bulunacağım” demiyor.
Dosdoğru yolun üzerine oturacağını söylüyor.
Öyleyse şeytanı sadece açık günahların içinde aramak büyük hata olabilir.
Belki de şeytanın en tehlikeli olduğu an, insanın kendisini en dindar, en doğru, en üstün ve en haklı hissettiği andır.
İnsan Tanrı için hareket ettiğini düşünürken kendi egosunun peşinden gidiyor olabilir.
İnsan dini savunduğunu düşünürken kendi gururunu savunuyor olabilir.
İnsan adalet istediğini söylerken aslında intikam istiyor olabilir.
İnsan hakkı savunduğunu düşünürken kendi tarafını kutsallaştırıyor olabilir.
Kardeşlerim, eğer şeytan olsaydınız, insanlara Tanrı’yı tamamen unutturmaya çalışmanız bile gerekmeyebilirdi.
Belki, insanların Tanrı’ya inandıklarını söylemeleri yeterli olurdu. Sonra onların hayatlarının gerçek tanrısını değiştirirdiniz.
Parayı, gücü, makamı, liderleri, din adamlarını, toplumu, aileyi, ideolojiyi.
Ve en sonunda insanın kendi egosunu.
Kuran şöyle sorar; (25:43) Tanrısı kendi egosu olan kişiyi gördün mü?
İnsan; “Ben yalnız Tanrı’ya tapıyorum” diyebilir.
Fakat hayatını yöneten gerçek otorite kendi arzularıysa, söyledikleriyle yaşadıkları birbirinden farklıdır.
Şeytanın insanı kandırması için ona; Tanrı yoktur dedirtmesine gerek yok.
Tanrı’nın varlığını kabul ettirip, Tanrı’nın otoritesini hayatından çıkarabilirse amacına ulaşmış olur.
Ve Yüce Rabbimiz bizi açıkça uyarır;
(35:5) Ey insanlar, TANRI’nın vaadi gerçektir; bu nedenle bu aşağılık hayat tarafından başka tarafa çevrilmeyin; önemsiz illüzyonlarca TANRI’dan başka tarafa çevrilmeyin.
Ardından;
(35:6) Şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse ona bir düşman gibi davranın. O sadece kendi tarafını Cehennemin sakinleri olmaya davet eder.
Vahiy kitabında da şeytanın en temel özelliği aynı kelimeyle tarif edilir.
[Vahiy 12:9] “Büyük ejderha aşağı atıldı. Eski yılan, iblis ve şeytan denilen, bütün dünyayı aldatan varlık yeryüzüne atıldı.”
Aldatan.
İşte mesele budur…
Kardeşlerim,
Belki şeytanın en büyük başarısı insanlara kendisinin var olmadığını düşündürmek değildir.
Belki daha büyük başarısı, İnsanlara kendi düşüncelerini şeytanın düşüncesi haline getirmek, fakat onların bunu kendi fikirleri zannetmelerini sağlamaktır.
Ben daha üstünüm.
Ben daha iyi biliyorum.
Benim tarafım yanlış yapmaz.
Benim yaptığım kötülük sayılmaz.
Çünkü benim amacım iyi.
İşte göklerde başlayan isyanın düşüncesi budur, fakat bizi kurtaracak en büyük gerçek şudur;
Şeytanın bizim üzerimizde zorlayıcı bir gücü yoktur, hesap günü şeytan bunu kendisi itiraf edecektir.
(14:22) Ve karar yayımlandıktan sonra şeytan diyecek ki “TANRI size gerçek olan vaadi söz verdi, ben de size söz verdim fakat ben sözümde durmadım. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sizi sadece davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın, sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Sizin beni putlaştırmanıza geçmişte de inanmadım, şimdi de inanmıyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çektiler.”
Bu ayeti kalbimize kazıyalım. “Ben sizi sadece çağırdım.”
Şeytan çağırır, fısıldar, süsler, bahane üretir.
İnsana kendisini haklı gösterir, ama son kararı insan verir.
Bu nedenle kardeşlerim, bugün şeytanı dışarıda aramadan önce kendi içimizde arayalım.
Kendimize soralım, ben nerede kendimi diğerlerinden üstün görüyorum?
Nerede kendi fikrimi Tanrı’nın hükmünün önüne koyuyorum?
Nerede çıkarımı hakikat sanıyorum?
Nerede yanlışımı savunmak için bahane üretiyorum?
Nerede düşman olduğum bir insana karşı adaleti terk ediyorum?
Ve nerede; “Ben daha iyi biliyorum” diyerek iblisin ilk cümlesini kendi hayatımda tekrar ediyorum?
Rabbimiz bizleri şeytanın süslediği yalanları görebilenlerden, egosunu tanrılaştırmayanlardan ve yalnızca Tanrı’nın mutlak otoritesine teslim olanlardan eylesin.
Öncelikle kendi kibirlerimizden, kendi yanlışlarımızdan ve farkında olmadan şeytanın düşüncesine teslim olduğumuz her davranıştan dolayı Yüce Rabbimize yönelip bağışlanma dileyelim.
Tuubu ila Allah.
- HUTBE
Elhamdülillah Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh.
Tanıklık ederiz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur O tektir ortağı yoktur.
Kardeşlerim, şeytanın insanı nasıl kandırabileceğini gördük.
Şimdi daha zor olan soruyu soralım. Kandırılıp kandırılmadığımızı nasıl anlayacağız?
Çünkü hiç kimse, ben şeytanın peşinden gidiyorum diye dolaşmaz.
Herkes kendisini haklı görür. Öyleyse bize kendi haklılığımızdan daha yüksek bir ölçü gerekiyor.
Bu ölçüyü Tanrı veriyor.
(4:135) Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ana babanızın yahut akrabalarınızın aleyhine bile olsa tümüyle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir, TANRI her ikisini de gözetir. Bu nedenle, kişisel arzularınıza göre yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.Kardeşlerim,
Bu inanılmaz ağır bir ölçüdür.
Tanrı, düşmanına karşı adaletli ol demekle yetinmiyor. Kendi aleyhine bile olsa adaletli ol diyor.
Demek ki gerçeği ölçmenin yolu, bu benim işime geliyor mu? değildir.
Bu benim grubuma fayda sağlıyor mu? değildir.
Benim sevdiğim insanı koruyor mu? değildir.
Soru şudur; Bu doğru mu?
Çünkü hakikat bizim tarafımıza göre değişmez. Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor;
(5:8) Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman tümüyle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Bazı insanlarla olan çatışmalarınız sizi adaletsizlik yapmaya sevk etmesin. Tümüyle adil olun çünkü bu daha doğrudur. TANRI’yı gözetin. TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.
İşte şeytanın maskesini düşüren büyük testlerden biri budur.
Bir insandan nefret ettiğimizde ona karşı hâlâ adaletli olabiliyor muyuz?
Bir toplumdan hoşlanmadığımızda onların hakkını hala teslim edebiliyor muyuz?
Kendi tarafımız yanlış yaptığında, yanlış yaptı diyebiliyor muyuz?
Kendimiz yanlış yaptığımızda, ben yanıldım diyebiliyor muyuz?
Çünkü iblis ne yaptı? Yanlış yaptığında tövbe etmedi, kendi yanlışını savundu.
Ve onu savunmak için gerekçe üretti, ben ondan daha iyiyim.”
İşte insan için tehlike yalnızca günah işlemek değildir.
Daha büyük tehlike, günahına gerekçe üretmeye başlamaktır.
Şeytan olsaydınız günümüz insanlarını kandırmak için başka ne yapardınız?
Ben olsam onları sürekli öfkeli tutardım, çünkü öfkeli insan düşünmez, sadece tepki verir.
İnsanları birbirine karşı konuştururdum, bir kişinin söylediği sözü diğerine taşırdım.
Bir söylentiyi büyütürdüm, doğrulanmamış bilgileri insanların önüne atardım.
Ve herkes daha ne olduğunu anlamadan birbirinden nefret etmeye başlardı.
Rabbimiz bunun için bizi uyarıyor:
(49:6) Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse önce araştırın, yoksa bilgisizliğinizden ötürü bazı insanlara haksızlık edersiniz, sonra da yapmış olduğunuzdan ötürü üzgün ve pişman olursunuz.
Ve:
(17:36) “Kendiniz için teyit etmediğiniz sürece hiçbir bilgiyi kabul etmeyin.”
Bugün elimizde telefonlarımız var, bir haber geliyor, bir görüntü geliyor veya bir cümle geliyor.
Bir insan hakkında suçlama geliyor ve saniyeler içinde onu yüzlerce kişiye ulaştırıyoruz.
Peki doğru mu? Bilmiyoruz. Ama paylaşıyoruz, sonra insanlar birbirinden nefret ediyor.
İftiralar büyüyor, toplumlar bölünüyor.
Ve şeytanın yapması gereken işin büyük bölümünü insanlar kendi elleriyle gerçekleştiriyor.
Kardeşlerim. Şeytanın hedeflerinden biri, insanların arasını bozmak.
O halde bizi birbirimize karşı sürekli öfkelendiren, kibirlendiren, nefret ettiren, hakarete sürükleyen her düşünce karşısında bir an durmak zorundayız.
Bu düşünce gerçekten Tanrı’dan mı geliyor?
Yoksa bana süslenen bir tuzak mı?
Şeytanın kandırma sisteminin belki de en güçlü silahı, insanın kendisini sorgulamayı bırakmasıdır.
Çünkü ben yanılabilirim diyebilen insan hakikati aramaya devam eder.
Kardeşlerim,
Her gün kendimize küçük bir test yapalım.
Bir düşünce bizi başka insanlardan üstün hissettiriyorsa, 38:76’yı hatırlayalım.
Bir yanlış bize güzel ve haklı görünmeye başladıysa, 15:39’u hatırlayalım.
Öfkemiz bizi adaletten uzaklaştırıyorsa, 5:8’i hatırlayalım.
Bilmediğimiz bir haberin peşinden gidiyorsak, 17:36’yı hatırlayalım.
Başkasını suçlayıp kendi sorumluluğumuzu unutuyorsak, 14:22’yi hatırlayalım.
Ve bütün bunların üzerinde tek bir gerçeği unutmayalım, şeytanın bizim üzerimizde zorlayıcı bir gücü yoktur.
Bizim en büyük düşmanımız bazen dışarıdaki biri değildir, kendi kibirimizdir, kendi egomuzdur, kendi arzularımızdır.
Kendi egomuzun otoritesini yalnızca Tanrı’nın otoritesine teslim olmakla yenebiliriz.
Rabbimiz bizleri, şeytanın süslediği şeylerin ardındaki gerçeği görebilenlerden, kendi hatasını başkasında aramayanlardan, kendi aleyhine bile olsa hakikatin şahitliğini yapanlardan, düşmanına duyduğu öfke yüzünden adaletten sapmayanlardan, bilmediği şeylerin peşinden gitmeyenlerden,
Ve en önemlisi, şeytanın “ben daha üstünüm” sözünü kalbinde yaşatmak yerine, yalnızca
La ilahe illa Allah diyerek bütün otoriteleri, Yüce Rabbimizin altında bırakan gerçek teslim olanlardan eylesin.
Rabbimiz bizleri şeytanın çağrısını tanıyan, onun süslediği yalanlara kanmayan ve bu dünyadaki son şansını yalnızca Tanrı’ya teslim olarak değerlendiren kulları arasına katsın inşaAllah.
Ekimus Salat: Namaz kılalım.
Hutbe: Erdal
Son yorumlar