23.01.2026 – Cuma Hutbesi – DUA: ’’TANRI İLE KUL ARASINDA CANLI BAĞ’’

ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
Rabbimiz Kuran’da açıkça şöyle buyurur: “Rabbiniz diyor ki “Bana yalvarın, Ben de size yanıt vereyim. Şüphesiz Bana tapınmayacak kadar kibirli olanlar, horlanarak yaka paça Cehenneme gireceklerdir.” [40:60]. Bu ayet, duanın yalnızca bir istek değil, doğrudan kulluk olduğunu bildirir. Dua etmek, kulun Rabbine yönelmesi, O’na teslim olması ve O’nu hayatının merkezine almasıdır. Bu yüzden dua, iman ile kibir arasındaki çizgiyi belirleyen en temel tapınma biçimlerinden biridir.
Dua, sadece bir sonuç istemek değil, Tanrı’nın süreci yönetme biçimine dahil olmaktır. Rabbimiz sadece sonucu değil, o sonuca ulaştıran süreci de yönetir. Bir genç sınavda başarı için dua ettiğinde, Tanrı o dua aracılığıyla gencin kalbine bir “arzu” ve “odaklanma” verir. Harekete geçmek için gereken o ilk ateş, duanın ta kendisidir.
Sınava hazırlanan genç her “Allah’ım bana yardım et” dediğinde, neden orada olduğunu hatırlar ve çalışma isteği tazelenir. Hasta bir birey şifa dilediğinde, iyileşme yollarına odaklanır. Yani Tanrı, duayı bir aracı kılarak bizi istediğimiz şeye yönlendirir. Unutmayın ki: Tanrı, “Kullarının” Dualarını Yanıtlar
[2:186] Kullarım sana Beni soracak olursa Ben her zaman yakınım. Onlar Bana dua ettikleri zaman Ben onların dualarını yanıtlarım. İnsanlar da rehberlik edilmek için Bana karşılık versinler ve Bana iman etsinler.
Zekeriya peygamberin duası da Kuran’da detaylı şekilde anlatılır. O, yaşlılık ve çaresizlik içinde Rabbine yönelmiş ve: “Rabbim! Beni vârissiz bırakma, gerçi Sen en iyi mirasçısın.”
Diye dua etmiştir [21:89]. Başka bir ayette onun duası için “Rabbine gizlice seslenmişti” denir [19:3]. Rabbimiz de bu içten yakarışa karşılık vermiş ve Yahya’yı ona bağışlamıştır [19:7]. Bu bize şunu öğretir: Dua, imkânsız görünen anlarda bile umudu diri tutmaktır.
Peygamberlerin hayatı, duanın sadece bir isteme hali değil; Tanrı’nın belirlediği vakitte tam bir güven ve teslimiyet süreci olduğunu gösterir. Bu gerçeğin en güzel örneklerinden biri İbrahim peygamberin evlat duasıdır. Onun hayatı, duanın “geç kalmadığını”, sadece Tanrı’nın takdir ettiği zamanı beklediğini öğretir.
İbrahim peygamber, yıllar boyunca hayırlı bir soy için Tanrı’ya yakarmıştır. Ancak bu dua, gençlik döneminde değil; insanî ve biyolojik olarak umutların tükendiği yaşlılık çağında kabul edilmiştir. Bu durum Kuranda İbrahim’in diliyle şöyle ifade edilir:
[14:39] “Yaşlılığıma rağmen bana İsmail’i ve İshak’ı bahşeden TANRI’ya övgüler olsun. Rabbim duaları yanıtlar.
Bu ayet, duanın aynı zamanda bir sabır ve teslimiyet sınavı olduğunu açıkça gösterir. İbrahim peygamber ihtiyarlamış, eşi de çocuk doğuramayacak bir yaşa gelmişti. Buna rağmen o, Tanrı’nın “duayı işiten” olduğunu hiçbir zaman unutmamıştı. Dua en başta işitilmişti; fakat kabulü, hikmetle belirlenmiş bir vakte bırakılmıştı.
Gerçek teslimiyet tam da burada ortaya çıkar. Kul, isteğini Tanrı’ya sunduktan sonra sonucu, zamanı ve şekli tamamen O’na bırakabildiğinde teslimiyet oluşur. Çünkü teslimiyet, sadece istemek değil; “ne zaman ve nasıl olacağını” Tanrı’nın bilgisine havale edebilmektir. Tanrı ise en uygun zamanı en iyi bilendir. Kulun aceleyle “geç kaldı” dediği yerde, Tanrı “henüz vakti dolmadı” demektedir.
Müjde geldiğinde melekler ona umut ve teslimiyet dengesini hatırlattılar:
[15:55] Dediler ki “Sana verdiğimiz müjde gerçektir; umutsuzluğa kapılma.”
İbrahim peygamberin cevabı ise, imanının derinliğini ortaya koyar:
[15:56] Dedi ki “Sapmışların dışında hiç kimse Rabbinin rahmetinden umudunu kesmez.”
Bu sözler, onun Tanrı’nın rahmetine olan sarsılmaz güvenini gösterir. İbrahim peygamber için yaşlılık, imkânsızlık veya gecikme yoktu; sadece Tanrı’nın takdir ettiği zaman vardı.
Bu kıssa bize şunu öğretir: Bizim için gecikmiş gibi görünen cevaplar, Tanrı katında en doğru ve en hikmetli vakitte gerçekleşir. Dua eden kul, sadece sonucu değil; süreci ve zamanı da Tanrı’ya bırakır. Çünkü O, her şeyi ölçüyle ve zamanla yaratandır.
Musa peygamber, Firavun gibi azgın bir zorbanın karşısına çıkmadan önce Rabbine şöyle yalvarmıştır:
[20:25] Dedi ki “Rabbim! Öfkemi yatıştır.
[20:26] “Ve bu işi benim için kolay kıl.
[20:27] “Ve dilimden düğümü çöz.
[20:28] “Böylece konuşmamı anlayabilirler.
Bu dua, Musa peygamberin görevinin ağırlığını fark ettiğini ve bu yükü Rabbine dayanarak taşımak istediğini gösterir. Rabbimiz de ona yardım etmiş ve “[20:36] Dedi ki “Talebin kabul edilmiştir Ey Musa!’’ demişti.
Dua, doğru yolu bulmanın anahtarıdır. Biz samimiyetle istediğimizde, Tanrı vaadi gereği karşılık verir ve bizi en hayırlı sonuca ulaştıracak süreci bizzat yönetir.
TUUBU İLLALLAH
(Tanrı’ya tövbe edelim)
ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
Duanın bir diğer derin boyutu, insanın kendi sınırlılığını fark edip mutlak gücü kaynağında aramasıdır. Bizler ne kadar zeki ne kadar çalışkan olursak olalım, sonucu yaratacak olan yalnızca Allah’tır. Dua, kulun kendi acziyetini itiraf etmesi ve bütün gücü “Gücün Kaynağından” istemesidir. Çünkü:
[3:189] TANRI’ya aittir göklerin ve yerin egemenliği. TANRI Her Şeye Gücü Yetendir.
Biz tarlaya tohumu ekeriz, yani çabamızı gösteririz; ama o tohumu çatlatan ve meyveye dönüştüren yalnızca Tanrı’dır. Dua, bu gerçeği unutmama halidir. Çaba bizden istense de, o çabayı yaratacak enerjiyi ve o çabanın meyvesini verecek olan mutlak kudret sahibi Rabbimizdir.
Aynı zamanda dua, “Rabbini an” emrini yerine getirmenin en saf halidir. Dünya hayatının gürültüsü içinde kaybolduğumuzda, dua bizi asıl merkezimize, Rabbimize bağlar. Kuran’da buyurulur ki:
[2:152] Beni hatırlayın ki Ben de sizi hatırlayayım ve Bana müteşekkir olun; nankör olmayın.
Dua etmek, Tanrı’yı gündelik hayatımızın merkezine koymaktır. Bir insan dua etmeyi bıraktığında, farkında olmadan kendi benliğinin hapishanesine girer. Oysa dua eden kalp, Tanrı ile bağını koparmaz ve bu bağ sayesinde sarsılmaz bir huzur bulur. Kalbin Rabbiyle bağı ne kadar kuvvetli olursa, insan dünya karmaşasında o kadar sağlam durur.
Tanrı bizi, duasıyla O’na bağlanan, ısrarla isteyen ve Tanrı’nın vaadine tam bir güvenle teslim olan kullarından eylesin. Şunu asla unutmayalım:
[25:77] De ki, “Rabbimin katında ancak tapınmanızla değer kazanırsınız. Fakat eğer inkâr ederseniz, kaçınılmaz sonuçları da üzerinize çekersiniz.”
Sonuç olarak kardeşlerim, dua kaderle çelişmez; kaderin içinde bilinçli bir yürüyüştür. Dua eden kul, “Ben üzerime düşeni yapıyorum ve sonucu Sana bırakıyorum” demiş olur. Rabbimiz de şöyle buyurur: ‘’ Kim TANRI’ya güvenirse, O ona yeter. TANRI’nın buyrukları yapılır. TANRI her şeyin akıbetini karara bağlamıştır.’’ [65:3]
Son olarak şu duayla bitirelim inşallah.’’ Rabbim kalplerimizi Seni anmakla ferahlatsın ve vaadi uyarınca tüm samimi dualarımızı hayırlısıyla kabul buyursun. ‘’
EKİMUS SALAT
(Namaz kılalım)
Hutbe: Gülenay
Son yorumlar