22.05.2026 – Cuma Hutbesi – Rehberlik ve Kibir

ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLA ALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
Esenlikler kardeşlerim. Yüce Rabbimize hamdolsun. Geçmiş nesillere olduğu gibi bizlere de, katında kabul edilen tek din olan Teslimiyetin birer ferdi olma fırsatını verdiği için O’na şükrederiz.
Bizler de diğer tüm varlıklar gibi Tanrı’nın yarattığı kullarız. İnsan, seçim özgürlüğü verilen varlıklardan biridir. Bu özgürlük insana sorumluluk yükler ve bir imtihanı beraberinde getirir. Kişi “LA İLAHE İLLA ALLAH” gerçeğini kabul ettiğinde, Tanrı’dan başka hiçbir ilahın, güç ve otoritenin olmadığını ilan etmiş olur. Bu kabul ile birlikte, Rabbimizin dilediği şekilde başlayan imtihan süreci her insan için farklı bir şekilde devam eder.
Bu sözün karşıtı, yani Tanrı’yı inkâr etmek ve O’nun dışında ilahlar edinmek; insanın Tanrı dışında başka otoriteleri, güç merkezlerini ve sahte ilahları benimsemesidir. Tek bir hakikate karşılık, sayısını bilmediğimiz karanlık yollar vardır. Yüce Rabbimiz bizlere açık bir yol göstermektedir: Ya tek güç ve tek otorite olan Tanrı’ya teslim olmak ya da O’nun dışında, şeytanın vesvese verdiği sahte otoriteleri izlemek. Bunun dışında üçüncü bir yol yoktur.
Yüce Rabbimiz 2:257’de:
TANRI inananların Rabbidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların rableri ise putlarıdır: onlar da onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır—bunlar Cehennemin sakinleri olacaklardır; içinde sonsuza dek kalacaklardır.
Dikkat edilirse “karanlıklar” çoğul, “aydınlık” ise tekildir. Aydınlığa giden yolda ilerleyebilmek için üzerimize yapışan karanlıklardan arınmamız gerekir; aksi halde insan yolunu yeniden kaybedebilir. Yüce Rabbimiz bizleri arındırmak için hayatımızda birçok fırsat yaratmaktadır; bunların bir kısmında başarılı olur, bir kısmında ise zorlanırız ve yeniden başa döneriz. Hepimiz biliyoruz ki bu süreç zorlu ve meşakkatlidir. Kimi zaman insan kendisini yeniden en başta bulur. Üstelik bunun ne kadar süreceğini yalnızca Yüce Rabbimiz bilir.
Kardeşlerim peki bir insan karanlıklardan aydınlığa kendi başına çıkabilir mi?
Bu nokta da şu ayeti hatırlatmak istiyorum:
24:21 Ey inananlar, Şeytan’ın adımlarını izlemeyin. Şeytan’ın adımlarını izleyen herkes bilmelidir ki, o, kötülüğü ve ahlaksızlığı savunur. Eğer TANRI’nın size karşı lütfu olmasaydı ve de rahmeti, hiçbiriniz arınmamıştınız. Fakat TANRI irade ettiği kişiyi arındırır. TANRI İşitendir, Bilendir.
Bu ayet bizlere açıkça göstermektedir ki arınma, yalnızca Tanrı’nın lütfu ve rahmetiyle mümkündür. İnsan kendi başına gerçeği bulamaz; sadece niyet eder ve Yüce Rabbimiz dilerse rehberliği ona açar. Kendi gücüyle kusursuz biçimde doğru yolda kalması mümkün değildir. Eğer bugün doğruyu görebiliyor ve yalnızca Tanrı’ya yöneliyorsak, bu bizim üstünlüğümüz değil, Rabbimizin merhametidir.
Bu durum, Yüce Rabbimizin rehberliğine bağlıdır. O’nun her insan için bir takdiri, bir zamanı vardır ve her şey yalnızca O’nun iradesiyle gerçekleşir.
İnsanların çoğu doğru yolun nerede olduğunu dahi bilmez. Bu noktada, herkes için planı olan Yüce Rabbimizin kullarıyla konuşurken bizim üslubumuzu, sözlerimizi ve eleştirilerimizi hiç düşünüyor muyuz? Yüce Rabbimiz dileseydi onlar göremez miydi, biz O’nun dilemesi olmadan görebilir miydik?
Doğru yolu görüp uygulamaya çalışan, arınmaya gayret eden kardeşlerimize karşı tutumumuzu da sorgulamalıyız. Bizler de bir zamanlar onlar gibi değil miydik? Onların hata yapmasına izin verilen bu imtihan düzeninde, bizi de en ummadığımız yerlerden imtihan edebilecek olan Rabbimize karşı kendimize fazla güveniyor olabilir miyiz?
Hiçbirimiz Tanrı’nın rehberliği olmadan arınamaz ve doğru yolda sabit kalamazdık. Bu yüzden insan, sahip olduğu bilgiyi ve yaptığı iyilikleri kendinden bilmemeli; bunların tamamının Rabbinden bir nimet olduğunu unutmamalıdır.
TUUBU İLA ALLAH (Tanrı’ya tövbe edelim.)
ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLA ALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
Kardeşlerim, hutbemizin ikinci kısmında değinmek istediğim konu, Tanrı’nın rahmetiyle elde ettiğimiz bilgi ve rehberliğin bizi farkında olmadan kibire sürükleme ihtimalidir.
Kibir, insanın kendisini bağımsız bir güç ve üstünlük sahibi görmesidir. Oysa sahip olduğumuz her nimet Tanrı’dandır; bilgi, anlayış, hidayet ve arınma yalnızca O’nun dilemesiyle olur. Bunu unutan insan, kendini yeterli görme ve başkalarını hor görme tuzağına düşebilir.
Bize verilen hiçbir nimetin devam edeceğine dair garanti yoktur. Elçilerin duaları ve tevazuları bunu açıkça gösterir. Doğru yolda olan da sapmış olan da bir anda değişebilir; bunun hükmü yalnızca Tanrı’ya aittir. Yunus ve Muhammed’i in süreçlerini hatırlayalım. Birisi doğru yoldan ayrılmaya çalışmış birisi de yanlış yoldan doğru yola iletilmişti.Bu yüzden bize düşen, şükür ve tevazu ile hareket etmek, kimseyi hor görmemek ve dik duruş ile kibir arasındaki ince çizgiyi unutmamaktır.
Eski, yeni ve son ahitten birkaç alıntı yapmak istiyorum:
Süleymanın Özdeyişleri 16:18
‘’Gururun ardından yıkım, kibrin ardından düşüş gelir.’’
Matta 7:1-2
‘’Başkasını yargılamayı bırakın ki, siz de yargılanmayın. Çünkü insanları hangi ölçüyle yargılarsanız, siz de aynı ölçüyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle ölçerseniz, aynı ölçekle alacaksınız.
Luka 6:37
‘’Ayrıca başkalarını yargılamayı bırakın, siz de asla yargılanmazsınız. Başkalarını kınamayı bırakın, siz de asla kınanmazsınız. Affetmeye devam edin, siz de affedilirsiniz.’’
31:34 …. Hiçbir ruh kendisine yarın ne olacağını bilmez ve hiç kimse hangi topraklarda öleceğini bilmez. TANRI Her Şeyi Bilendir, Haberdardır.
Bizler doğru olanı üstten konuşarak değil, alçakgönüllü bir şekilde yapmalıyız kardeşlerim. Bildiklerimizi karşıya doğrultulmuş bir silah gibi değil, uzatılmış bir el gibi kullanmalıyız. Haklı çıkmak için değil, doğruyu dimdik söylemek için çabalamalıyız. Beyefendiliğimiz ve hanımefendiliğimizle ön planda olmalıyız.
İsa Matta 10:34’te “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın, barış değil kılıç getirmeye geldim” derken; Matta 5:44’te ise “Düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin” demektedir.
Kardeşlerim, inanç temelde bireyseldir. Tanrı’ya nasıl daha çok yaklaşabilirim, nasıl daha iyi işler yapabilirim, nasıl daha alçakgönüllü olabilirim gibi sorulara odaklanmalıyız. Önceliğimiz kendi iç mücadelemiz olmalıdır. Savaşı kendimize açmalı, dışarıya alçakgönüllü ve iyi temennilerde bulunmalıyız.
Doğru yolda dimdik yürürken taviz vermemeli, ama aynı zamanda sevgi ve tevazuyu korumalıyız. Kibirden uzak durmalı, sürekli kendimizi düzeltmeye çalışmalı ve değişimin önce bireyden başladığını unutmamalıyız. En büyük nimet ise Tanrı’nın rehberliğidir; bunun için şükretmeli ve O’nun lütfuna yönelmeliyiz. Hutbemizi 2 ayet ile bitiriyor ve herkesin Cuma namazını tebrik ediyorum.
14:7 Rabbiniz karara bağladı: “Bana ne kadar çok şükrederseniz, size o kadar çok veririm.” Fakat eğer nankörlüğe dönerseniz, o zaman Benim azabım şiddetlidir.
27:31 “İlan ediyor: ‘Kibirli olmayın; bana teslim olanlar olarak gelin.’ ”
EKİMUS SALAT (Namaz kılalım.)
Hutbe: Atakan
Son yorumlar