18.09.2026 – Cuma Hutbesi – SORUNLARIN KÖKÜ

BİRİNCİ HUTBE
Elhamdülillah: Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh. Tanrı’dan başka tanrı olmadığına, O’nun bir ve tek olduğuna ve ortağının bulunmadığına tanıklık ederiz.
Kardeşlerim,
Bugün hayatımızda karşılaştığımız sorunların köküne inmeyi düşünmek istiyorum.
Çoğu zaman bir problem yaşadığımızda yalnızca görünen kısmına odaklanıyoruz.
Bir sıkıntı ortaya çıkıyor, tövbe ediyoruz, Allah’tan yardım istiyoruz ve sorunun ortadan kalkmasını bekliyoruz.
Fakat bazen sorun devam ediyor.
Neden? Çünkü belki de sorun, gördüğümüz şey değildir. Kur’an bize çok önemli bir prensip öğretir:
Tanrı’dan Kötü Hiçbir Şey Gelmez
(4:79) Başına gelen her iyi şey TANRI’dandır, başına gelen her kötü şey sendendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik* ve şahit olarak TANRI yeter.
Öyleyse bir sıkıntı yaşadığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Bu olay bana ne öğretmeye çalışıyor?”
Bazen çok küçük bir olay bile büyük bir gerçeği ortaya çıkarabilir.
Örneğin acelemiz vardır, ayağımızın parmağını bir yere çarptığımızı düşünelim. İlk anda canımız yanar. Sonra sabırsızlandığımızı fark ederiz.
Belki günümüzün kontrolümüzden çıktığını hissediyoruzdur.
Ama biraz daha derine indiğimizde başka bir şey görebiliriz.
Neden bu kadar stresliyiz?
Neden her şeyin bizim planladığımız gibi gitmesini istiyoruz?
Neden hayatımızı kontrol etmek zorundaymışız gibi hissediyoruz?
İşte burada sorunun köküne yaklaşmaya başlarız. Belki de asıl sorun sabırsızlık değildir.
Belki asıl sorun, hayatımızın kontrolünün gerçekten kimde olduğuna ilişkin içimizdeki bir şüphedir.
Allah her şeyi kontrol ediyor mu?
Allah gerçekten bizim mutlak Sağlayıcımız mı?
Allah gerçekten bizi koruyor mu?
Allah’ın bizim için belirlediğine gerçekten güveniyor muyuz?
Bu soruların cevaplarını zihinsel olarak biliyor olabiliriz. Fakat bilmek ile gerçekten inanmak aynı şey değildir.
Kur’an şöyle sorar:
(6:50) De ki, “Ben size TANRI’nın hazineleri yanımdadır demiyorum. Geleceği de bilmiyorum. Size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben sadece, bana vahyedilene uyarım.” De ki, “Kör ile gören bir midir? İyice düşünmez misiniz?”
Ve yine şöyle bildirir:
(30:8) Neden kendileri üzerinde derin derin düşünmüyorlar? TANRI gökleri ve yeri ve de aralarındaki her şeyi, belirli bir amaç dışında ve belirli bir yaşam süresi olmadan yaratmadı. Bununla birlikte, insanların çoğu Rableri ile buluşma konusunda inkârcıdırlar.
Kardeşlerim,
Bazen Allah’ın her şeyi kontrol ettiğini bildiğimizi söyleriz. Fakat yaşadığımız olaylar karşısında davranışlarımız, aslında buna ne kadar inandığımızı gösterir.
Bir şey ters gittiğinde hemen korkuyor muyuz?
Maddi bir problem yaşadığımızda ilk olarak insanlara ve dünyasal çözümlere mi koşuyoruz?
Sağlığımızla ilgili bir sorun olduğunda bütün güvenimizi yalnızca sebeplere mi bağlıyoruz?
Bir şey istediğimiz gibi olmadığında öfkeleniyor muyuz?
Bunların her biri içimizdeki daha derin bir şüpheyi ortaya çıkarabilir.
Kur’an bize iman konusunda da önemli bir ayrım gösterir:
Mü’mine karşı Müslüman
(49:14) Araplar dediler ki “Bizler Mü’minleriz (inananlarız).” De ki, “Siz inanmadınız; kalplerinize inanç yerleşinceye dek söylemeniz gereken şey şu olmalıdır, ‘Bizler Müslümanlarız (teslim olanlarız).’ ” Eğer TANRI’ya ve elçisine itaat ederseniz, O sizin hiçbir işinizi heba etmeyecektir. TANRI Bağışlayıcıdır, En Merhametlidir.
(49:15) Mü’minler (inananlar), TANRI’ya ve elçisine inanıp, ardından ne olursa olsun hiçbir şüphe barındırmama durumuna erişenlerdir ve TANRI uğrunda paralarıyla ve hayatlarıyla çaba gösterenlerdir. Bunlar doğru sözlü kimselerdir.
Burada çok önemli bir şey görüyoruz.
Gerçek iman yalnızca ağzımızla “Allah’a inanıyorum” demek değildir.
İman, kuşku duymamaktır. İman, Allah’a güvenmektir.
İman, Allah’ın mutlak otoritesini hayatımızın her alanında kabul etmektir.
Bu nedenle tövbe ettiğimizde yalnızca:
“Allah’ım, sabırsızlığımı bağışla.” demek yeterli olmayabilir. Kendimize daha derin bir soru sormalıyız:
“Ben neden sabırsızım?”
Kök nedir? Hangi düşünce Allah’a olan güvenimi zayıflatıyor?
Hangi şüphe beni Allah’tan uzaklaştırıyor?
Kardeşlerim,
Dünyadaki hayatımız çok kısa.
Burada sahip olduğumuz zaman, sonsuz hayatın yanında çok küçük bir süredir.
Bu nedenle yaşadığımız her olay bizim için bir eğitim olabilir.
Her sıkıntı bize kendimizi gösterebilir.
Her küçük acı veya rahatsızlık, üzerinde düşünmemiz için Allah tarafından verilen bir fırsat olabilir.
Fakat bunun için yüzeyde kalmamalıyız.
Sorunun köküne inmeliyiz.
Tuubu ila Allah.
Tanrı’ya tövbe edelim.
İKİNCİ HUTBE: SORUNUN KÖKÜNE İNMEK
Elhamdülillah: Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh. Tanrı’dan başka tanrı olmadığına, O’nun bir ve tek olduğuna ve ortağının bulunmadığına tanıklık ederiz.
Kardeşlerim,
Birinci hutbede gördüğümüz gibi, yaşadığımız sorunların yalnızca görünen kısmına bakmamalıyız.
Asıl mesele, Allah’a gerçekten güvenip güvenmediğimizdir.
Kur’an bizi Allah’ın mutlak kontrolü üzerinde düşünmeye çağırır.
İnananların Çoğu Cehennemliktir*
(23:84) De ki, “Kime aittir yeryüzü ve üzerindeki herkes, eğer biliyorsanız?”
(23:85) Diyecekler ki “TANRI’ya.” De ki, “O halde neden dikkate almıyorsunuz?”
(23:86) De ki, “Kimdir yedi evrenin Rabbi; büyük hâkimiyetin Rabbi?”
(23:87) Diyecekler ki “TANRI.” De ki, “O halde neden doğru olana dönmüyorsunuz?”
(23:88) De ki, “Her şey üzerindeki tüm egemenliği elinde bulunduran ve hiçbir yardıma muhtaç değilken tek yardım edebilecek kimdir, eğer biliyorsanız?”
(23:89) Diyecekler ki “TANRI.” De ki, “Nerede yanıldınız?”
(23:90) Biz onlara gerçeği verdik, onlar ise yalancıdırlar.
Kardeşlerim,
Sorun çoğu zaman Allah’ın kim olduğunu bilmememiz değildir.
Sorun, bildiğimiz şeyi gerçekten yaşamamamızdır.
Allah’ın her şeyin sahibi olduğunu biliyoruz. Fakat paramız konusunda endişeleniyoruz.
Allah’ın sağlayıcı olduğunu biliyoruz. Fakat geleceğimiz konusunda korkuyoruz.
Allah’ın her şeyi kontrol ettiğini biliyoruz. Fakat işler planımıza göre gitmediğinde huzursuz oluyoruz.
İşte burada egomuz devreye giriyor. Ego bize sürekli bahaneler üretir.
“Ben haklıyım.” “Benim kontrol etmem gerekiyor.”
“Bunu ben çözmeliyim.” “Böyle olmak zorunda.”
Fakat teslimiyet, egonun söylediklerini takip etmek değildir.
Teslimiyet, Allah’ın söylediğini kabul etmektir.
Bu nedenle Kur’an’daki teslimiyet bir kontrol listesi değildir.
Sadece bazı ibadetleri yerine getirip hayatımızın geri kalanını kendi kontrolümüzde tutmak değildir.
Teslimiyet; Allah’ı tanımak, O’na inanmak, O’na güvenmek ve yalnızca O’na kulluk etmektir.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Yaratıcımı gerçekten tanıyor muyum?”
Ve daha da önemlisi:
“O’nun hakkında bildiklerime gerçekten inanıyor muyum?”
Kardeşlerim,
Allah’ı tanımaya zaman ayırın. Allah’ın sıfatlarını düşünün.
Kur’an’da O’nun kendisini nasıl tanıttığını inceleyin.
İçinizdeki şüpheleri tek tek bulun. Her bir şüphenin köküne inin.
Sonra o şüpheyi Allah’ın ayetleriyle ortadan kaldırın.
Tıpkı bir bahçedeki yabani otlar gibi düşünün.
Yabani otu yalnızca üstten keserseniz, kökü toprakta kaldığı için yeniden çıkar.
Şüphelerimiz de böyledir. Sadece görünen düşünceyi düzeltmek yeterli değildir.
Kökü çıkarmamız gerekir.
Bir şüpheyi bulun. Allah’a sorun. Kur’an’a bakın. Ayetler üzerinde düşünün. Sonra o şüpheyi kökünden çıkarın. Ve bir sonraki şüpheye geçin.
Kardeşlerim, Biz burada boş bir hayat yaşamak için bulunmuyoruz.
Burada Allah’a yaklaşmak, O’na güvenmek ve gerçek anlamda teslim olmak için bulunuyoruz. Bu nedenle yaşadığımız her sıkıntıyı bir fırsat olarak görelim.
Küçük bir acıyı bile küçümsemeyelim. Kendimize: “Allah bana burada ne öğretiyor?” diye soralım. Sonra yüzeyde kalmayalım. Sorunun köküne inelim.
Allah’ı tanımaya zaman ayıralım. Ve O’nu tanıdıktan sonra, O’nun hakkında öğrendiklerimize inanmak için daha da fazla zaman ayıralım.
Allah bizi kendi egomuzun ve şüphelerimizin esiri olmaktan korusun.
Bizi gerçek anlamda teslim olanlardan kılsın. Tövbemizi samimi kılsın.
Kalplerimizdeki şüpheleri temizlesin.
Ve bizi kendisine yakınlaştırarak bu kısa dünya hayatındaki sınavımızı başarıyla tamamlayanlardan eylesin.
Ekimus Salat. Namaz kılalım.
HUTBE: TEKİN
Son yorumlar