13.02.2026 – Cuma Hutbesi – Dil Belası

ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLA ALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
Bugün burada, çoğu zaman varlığını unuttuğumuz en büyük testlerimizden birini konuşacağız inşaAllah. Dilimiz… O küçücük et parçası, aslında bizim dünyadaki imzamızdır.
İnancımız ve iddialarımız her gün bu küçük sahada defalarca sınanıyor. Gelin bugün, bu sınavlarda nerede hata yaptığımızı ve nasıl bu hatalara düşmekten korunabileceğimizi tefekkür edelim. Bu meselenin, yani dilimizi tutma meselesinin o kadar farklı testi ve çeşidi var ki, daha iyi aktarabilmek adına birkaç başlık altında sınıflandırdım.
1. Güzel Sözlü Olmak
Hepimiz zaman zaman “Ağzımdan kaçtı” ya da “Aslında öyle demek istememiştim” deriz. Oysa biliyoruz ki ağız, kalbin içinde ne varsa onu dışarı sızdırır veya ruhumuz yeterince büyümemişse cin yoldaşa yenik düşebiliriz. Her iki durumda da ruhumuzu büyütmemiz çok önemli bir çözüm yolu ve ruh, sadece Tanrı’ya taparak büyür.
Kuran’da güzel sözün örneği kökleri yere sıkıca sabitlenmiş ve dalları gökyüzünde yüksek iyi bir ağaç olarak verilirken kötü sözün örneği ise toprak seviyesinde kesilmiş kötü bir ağaç olarak verilir. Farkında mıyız? Söylediğimiz her kırıcı sözle, aslında kendi hayat bahçemize o köksüz ağaçları dikiyoruz. Kendi köklerimizi zayıflatıyoruz. Birine iyilik yapıp da peşinden onu diliyle inciten, o iyiliği kendi elleriyle topraktan söküp atan birine benzemiyor muyuz? Tanrı, gönül kırılarak yapılan bir bağışın çok daha değersiz olduğunu bize açıkça söylüyor (2:263). Tanrı, kötü dilde konuşulmasını sevmez (4:148).
2. Söylentiler
İçinde yaşadığımız bu bilgi çağında, hepimizin üzerine her gün binlerce söylenti yağıyor. Bazen bir arkadaşımız hakkında duyduğumuz o küçük detayı, bazen doğruluğundan emin olmadığımız bir haberi “bak ne olmuş” diyerek paylaşmak ne kadar da kolay geliyor, değil mi? Düşünmeden hareket etmek veya gereği kadar önemsememek bizi korkunç bir hataya sürüklüyor.
Kuran bizi bu konuda çok hayati bir yönteme davet ediyor: Bize bir haber geldiğinde, özellikle de toplumu ilgilendiren bir mesele olduğunda, onu görev başındakilere bırakmalıyız (4:83). Dedikodu dediğimiz şey, bazen aslında iftira olabilir. Çünkü anlattığınız şey doğru olsa dahi anlattığınız kişide oluşacak algı sizin ona aktardığınız kadardır. Yani gerçekte olmuş bir şeyi anlatıyor olsanız bile bunu anlatırken kullandığınız üslup, gerçeğin ötesinde bir algı oluşmasına sebep olabilir. Mesela daha heyecanlı ve abartılı anlatmanız, aslında o kişiyle ilgili farkında olmadan oluşturduğunuz bir algıdır. Arkadan çekiştirmek, Kuran’ın ifadesiyle “ölü kardeşinin etini yemek” kadar iğrençtir (49:12).
Kardeşlerim dil testi çok büyük bir test ve olsa da olur olmasa da olur türü bir konu değil. Geri kalanını ikinci hutbemizde konuşacağız inşaAllah.
TUUBU İLA ALLAH
(Tanrı’ya tövbe edelim)
ELHAMDÜLİLLAH
(Tanrı’ya övgüler olsun)
EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLA ALLAH VAHDEHU LA ŞERİKE LEH
(Tanıklık ediyoruz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir, ortağı da yoktur.)
3. Kelime Seçimi
Bazen kullandığımız kelimenin doğru olduğunu düşünürüz ama o kelime bir başkasını incitiyorsa veya yanlış bir kapı açıyorsa, orada durup düşünmemiz gerekir. Kuran’da çok ince bir ders vardır: İnsanlar elçiye “Bizi gözet” anlamında “Raina” diyorlardı. Ancak bu kelime, başka bir dilde alay etmek için kullanılıyordu. Tanrı, inananlara bu kelimeyi bırakmalarını ve daha net olan “Unzurna” kelimesini kullanmalarını emretti (2:104).
Bu bize neyi öğretir? Sadece “ne” dediğimiz değil, kelimeleri “nasıl” seçtiğimiz de bir sorumluluktur. Başkalarıyla alay etmek, onlara hoşlanmayacakları isimler takmak, “şaka yapıyorum” diyerek birinin onurunu zedelemek; bunlar hepimizin düştüğü tuzaklar (49:11). Şeytan, bizim o küçük kelime oyunlarımızın arasına sızıp bizi birbirimize düşman etmek için fırsat kollar (17:53). Oysa bizim görevimiz lafı dolandırmamak, açık ve dürüst konuşmaktır (33: 70).
4. Boş Tartışmalar
Bazen haklı çıkmaya çalışırken yoruluyoruz. Bazen saatlerce, günlerce, hiçbir yere varmayan boş tartışmalara giriyoruz. Tanrı’nın ilkelerini, Tanrı’nın buyruklarını sanki bir pazar malıymış gibi alelade tartışıp duruyoruz. Boş tartışmalara girme yanlışının ötesinde tartışmalarda sesimizi yükseltebiliyoruz. Kuran’da sesi alçaltmakla ilgili doğrudan bir ayet var. Bu insan için o kadar önemlidir ki Tanrı doğrudan bir ayette bundan bahseder;
(31:19) “Alçak gönüllülükle yürü ve sesini alçalt—en çirkin ses eşek sesidir.”
5. Sonuç olarak: İki Kulak, Bir Ağız
Kardeşlerim, bugün buradan sadece yeni bilgilerle değil, yeni bir “dil ahlakıyla” çıkalım. İki kulağımız ve bir ağzımız olması tesadüf değildir; daha çok dinleyip, üzerine düşünülmüş cümleler kurmamız içindir.
Gelin, bugünden itibaren şu dört adımı birlikte hayata geçirelim:
- Sükûtun Gücünü Keşfedelim: Konuşmadan önce durup soralım: “Bu söyleyeceğim şey doğru mu? Gerekli mi? Karşımdakine faydası var mı?” Eğer cevap hayırsa, susmak en iyi seçenek olabilir.
- Söylenti Zincirini Kıralım: Kulağımıza gelen bir dedikoduyu bir başkasına taşımayı hemen bugün bırakalım. Haber bizde dursun, bizde ölsün. Topluluğumuzu ve toplumu zehirlemesine izin vermeyelim.
- Kelimelerimizi Arındıralım: Kimsenin kusuruyla alay etmeyelim, kimseye hoşlanmayacağı lakaplar takmayalım. Kendi ağzımızı çirkin sözlerden temizleyelim ki daha doğru kimseler olalım.
- Sözümüzün Eri Olalım: “Yaparım” dediğimizde yapalım, “Söz” dediğimizde onu canımız pahasına tutalım. Diliyle güven vermeyenin, özüyle güven vermesi mümkün değildir.
Gazali’nin bir metni var ve kitap olarak Türkçe’ye “Dil Belası” olarak çevrilmiş. Bunu öğrendiğimde “2 kelimeyle ifade etmem gerekse ancak böyle ifade edebilirdim herhalde” dedim. “Dil Belası”. Elbette konuşmak, dilimiz, iletişim Tanrı’nın çok büyük bir nimeti ve Rabbimize minnettar olmalıyız. Ancak ona sahip çıkmak ve testleri geçmek de bir o kadar zor. Dilimizi bize verdiği için Tanrı’ya övgüler olsun ve bizi bu konuda eğitsin dilerim.
EKİMUS SALAT
(Namaz kılalım)
Son yorumlar