Sayfa Seç

02.10.2026 – CUMA HUTBESİ – RAHMETLE NİMETLENDİRİLDİK; PEKİ BU NE DEMEK

02.10.2026 – CUMA HUTBESİ – RAHMETLE NİMETLENDİRİLDİK; PEKİ BU NE DEMEK

RAHMETLE NİMETLENDİRİLDİK; PEKİ BU NE DEMEK?

  1. HUTBE

Elhamdülillah Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh.

Tanıklık ederiz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir ortağı yoktur.

Kardeşlerim,

Bugün kendimize kolay olmayan bir soru soracağız. Biz gerçekten neden burada olduğumuzu biliyorsak, Kuran’ın bir hatırlatıcı olduğunu biliyorsak, Tanrı’nın bize ikinci bir fırsat verdiğini biliyorsak ve kendimizi Rabbin rahmetiyle nimetlendirilmiş olanlardan sayıyorsak, bu bilgi hayatımızda neyi değiştirdi?

Çünkü bir hakikati öğrenmenin değeri, yalnızca onu bilmek değildir. Asıl mesele o hakikatin bizi neye dönüştürdüğüdür.

Rabbimiz Hûd Suresi’nde insanlığın durumunu çok açık biçimde ortaya koyar.

(11:118) Rabbin irade etmiş olsaydı bütün insanlar tek bir cemaat olurdu. Fakat insanlar gerçeği tartışmaya devam ederler.

Ardından

(11:119) Rabbinin rahmetiyle nimetlendirilmiş olanların bu tartışmanın dışında kaldığı bildirilir.

Ve Son Ahit’te bu ayetin dipnotu, dünyadaki varlığımızı asli suçumuzu kınayabilmemiz ve kurtuluş için bir başka fırsat verilmesiyle açıklar.

Burada son derece önemli bir tehlike vardır.

Bir insan ben Rabbin rahmetiyle nimetlendirildim, deyip bununla gururlanmaya başlayabilir.

Oysa eğer gerçekten rahmetle nimetlendirildiysek, bunun bize vermesi gereken ilk duygu üstünlük değil, sorumluluktur.

Çünkü rahmet bize yalnızca, doğruyu öğrendin demiyor. Rahmet aynı zamanda şimdi öğrendiğin doğruyla ne yapacaksın? diye soruyor.

Kuran’ın hemen sonraki ayeti bunu daha da anlamlı hale getirir.

(11:120) Kalbini güçlendirmek için sana elçilerin tarihini yeterince aktarıyoruz. Burada sana hem gerçek geldi hem de inananlar için aydınlanmalar ve hatırlatıcılar.

Demek ki hatırlatma bize ulaştıysa mesele artık bilmiyordum meselesi değildir.

Soru şudur: Hatırlatıldığında ne yaptın?

 

Eski Ahit’te de aynı tehlike çok güçlü biçimde anlatılır. Tesniye’nin sekizinci bölümünde halka geçmişte yaşadıklarını hatırlamaları söylenir.

Sonra başka bir uyarı gelir. İnsan bolluğa eriştiğinde Tanrı’yı unutabilir.

Karnı doyar, evi olur, serveti artar, hayatı düzene girer ve bütün bunların ortasında kendisini buraya getiren Rabbini unutabilir.

Uyarısı yalnızca Tanrı’nın varlığını unutmayın değildir. Asıl tehlike Tanrı’yı biliyor olmak fakat hayatı O yokmuş gibi yaşamaktır.

Bugün biz de aynı tehlikenin içinde değil miyiz? Kuran elimizde, neden burada olduğumuzu öğrendik.

Asli suçumuzu öğrendik, şeytanın iddiasını öğrendik, Tanrı’nın mutlak egemenliğini öğrendik.

Ölümün son olmadığını öğrendik, hesabın geleceğini öğrendik ve bütün bunlardan sonra sabah kalkıyoruz işe gidiyoruz, para kazanıyoruz, telefonlara bakıyoruz, sosyal medyada paylaşım yapıyoruz, yemek yiyoruz, uyuyoruz. Ertesi gün yine aynı hayat.

Peki kardeşlerim, bu kadar büyük bir hakikati öğrendikten sonra hayatımız neden bu hakikati hiç öğrenmemiş bir insanın hayatına bu kadar benzeyebiliyor?

İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur. Çünkü Rabbimiz Ankebut Suresi’nde açıkça soruyor:

(29:2) İnsanlar, test edilmeden, “İnanıyoruz” demeleriyle bırakılacaklarını mı zannediyorlar? Arkasından geçmiş toplumların da sınandığı bildiriliyor.

Demek ki, ben teslim oldum cümlesi sınavın bitişi değildir, asıl sınav o cümleden sonra başlamaktadır.

Teslimiyet bir isim değildir. Teslimiyet bir hayat biçimidir. Kuran’da bu konuda olağanüstü bir toplum örneği vardır.

Yunus’un halkı. Kuran, onların yönelişini diğer toplumlar arasında özel olarak anlatır.

(10:98) İnanan her topluluk, inandıkları için mutlaka ödüllendirilecektir. Örneğin Yunus’un halkı: İnandıklarında bu dünyada çekmekte oldukları aşağılayıcı azabı kaldırdık ve onları refaha erdirdik.

Burada yanlış bir sonuç çıkarmayalım. Bu ayet inanırsanız otomatik olarak zengin olursunuz demiyor.

Çok daha büyük bir şey gösteriyor. Bir toplumun yönü değiştiğinde o toplumun sonucu da değişebilir.

Tek bir kişinin gizli ibadetinden bahsetmiyoruz. Bir halkın topluca yönelmesinden bahsediyoruz.

Ve işte burada Rabbimizin başka bir yasası devreye giriyor.

Rabbimiz 13:11 de, bir halk kendisini değiştirmeye karar vermedikçe Tanrı onların durumunu değiştirmez diyor.

Kardeşlerim, bize bilgi gelmeden önce, dünyanın hali neden böyle? diye soruyorduk.

İnsanlık neden böyle? Toplum neden böyle? Aileler neden böyle? Kardeşler neden böyle?

 

Ama ayet soruyu bize geri çeviriyor, siz neyi değiştirdiniz?

Tanrı’nın bir toplumun halini değiştirmesini bekliyoruz. Peki o toplum kendisini değiştirmeye karar verdi mi? Biz karar verdik mi? Yoksa sadece konuşuyor muyuz?

Paylaşmak, yaşamanın yerine geçemez. Kuran’ı başkalarına göstermek başka şeydir. Kuran’ın bizi değiştirmesine izin vermek başka şeydir.

Bir ayeti yüz kişiye gönderebiliriz. Fakat o ayet bizim davranışımızı değiştirmiyorsa önce kendimize sormamız gerekir, ben bu ayeti gerçekten aldım mı?

Yeni Ahit’te çok sarsıcı bir sorusu vardır, “Neden bana Rab, Rab diyorsunuz da söylediklerimi yapmıyorsunuz?”

Binlerce yıl, farklı kutsal yazılar ama aynı hastalık: Bilmek fakat yapmamak.

Rahmeti bilmek fakat rahmetin sorumluluğunu taşımamak.

O halde kendimize soralım: Rabbin rahmetiyle nimetlendirilmiş olduğumuzu düşünüyorsak…

Bu rahmet bizi neye dönüştürdü?

Rabbimiz bizleri hakikati yalnızca öğrenenlerden değil, hakikatin kendisini değiştirmesine izin verenlerden eylesin. Bize verdiği ikinci fırsatın kıymetini bilenlerden eylesin. Rahmeti bir gurur sebebi değil, bir sorumluluk olarak görenlerden eylesin. Unutanlardan değil, hatırlayanlardan eylesin. Söyleyenlerden değil, yaşayanlardan eylesin.

Ve bize verilen bu ikinci şansı boşa harcadığımız her an için Rabbimize yönelip bağışlanma dileyelim.

Tuubu ila Allah. Tanrı’ ya tövbe edelim

 

  1. HUTBE:

Elhamdülillah Tanrı’ya övgüler sunuyoruz. Eşhedü en la ilahe illa Allah, vahdehu la şerike leh.

Tanıklık ederiz ki Tanrı’dan başka tanrı yoktur, O tektir ortağı yoktur.

Kardeşlerim,

Şimdi daha zor olan soruyu soracağız; Biz ne yapıyoruz?

Rabbimiz Saf Suresi’nde bu konuda hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açık konuşur:

(61:2) Ey inananlar, neden yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?

(61:3) Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, TANRI nazarında en iğrenç şeydir.

Ve başka bir ayette Tanrı’nın, yolunda tek bir duvarın tuğlaları gibi birlik içinde mücadele edenleri sevdiği açıklanır.

(3:103) TANRI’nın ipine sımsıkı tutunun, hepiniz ve bölünmeyin. TANRI’nın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın—sizler düşman olmuştunuz da kalplerinizi O uzlaştırmıştı. O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz. Sizler ateş çukurunun kenarındaydınız ve O sizi oradan kurtardı. TANRI vahiylerini size bu şekilde açıklar ki rehberlik edilesiniz.

(3:104) İçinizden iyi olana çağıran, doğruluğu savunan ve kötülüğe engel olan bir topluluk olsun. Bunlar kazananlardır.

Topluluk, yalnız birey değil. Yalnız ekranın arkasından paylaşım yapan insanlar değil. Birbirinin hayatına dokunan insanlar, birbirini uyaran, birbirini destekleyen, iyilikte beraber çalışan, yanlışa beraber karşı duran insanlar.

Rabbimiz 5:2 de şöyle bir ilke koyuyor; Doğruluk ve Tanrı bilincinde birbirimizle işbirliği yapmamız, günah ve kötülükte ise işbirliği yapmamamız emrediliyor.

İşbirliği: Ben ne yapabilirim? diye sormaktır.

Kardeşim zor durumdaysa ne yapabilirim? Bir insan gerçeği arıyorsa ona nasıl yardımcı olabilirim?

Bir insan yalnızsa yanında nasıl olabilirim? Bir kardeşimizin maddi sıkıntısı varsa nasıl destek olabiliriz?

Bir aile parçalanıyorsa aralarını nasıl düzeltebiliriz? Bir genç Tanrı’dan uzaklaşıyorsa ona nasıl ulaşabiliriz? Toplumda bir kötülük yayılıyorsa yalnızca şikâyet etmek yerine hangi doğru alternatifi inşa edebiliriz?

Rabbimiz, insanların aralarında yaptıkları konuşmaların bile ölçüsünü veriyor.

(4:114) Bağış yapmayı veya doğru işleri yahut insanların arasını düzeltmeyi savunanlar hariç onların gizli toplantılarında hiçbir hayır yoktur. Her kim, bunu TANRI’nın öğretilerine cevaben yaparsa ona büyük bir mükâfat bahşedeceğiz.

O halde kardeşlerim, bizim toplantılarımızın sonunda ne oluyor?

Hangi iyilik başladı? Kime yardım edildi? Hangi sorun çözüldü? Hangi kırgın insanlar barıştırıldı? Hangi insana hakikat ulaştırıldı? Hangi kardeş yalnız bırakılmadı? Hangi yük paylaşıldı? Hangi yanlış davranışımızı değiştirdik?

Kardeşlerim,

Kuran bize bir başka toplu taahhüt örneği de gösterir.

Muhammed’in elçiliği döneminde iman edenler ağacın altında bağlılık sözü verdiler.

48:10 da Elçiye verilen bağlılık sözünün Tanrı’ya verilmiş söz olduğu bildirilir.

48:18 da Tanrı’nın o insanların kalplerindekini bildiği, onlardan hoşnut olduğu ve kalplerine huzur indirdiği anlatılır.

Buradaki mesele yalnız tarih değildir. İnancın taahhüde dönüşmesidir.

Bir insan “Ben inanıyorum” diyor, sonra o inancın arkasında duruyor. Bedel gerektiğinde bedel ödüyor. Kardeşinin yanında duruyor, ortak sorumluluğun içinde yer alıyor. İşte iman, o zaman yalnız düşünce olmaktan çıkıyor, hayata dönüşüyor.

Bugün hiçbirimizin “Benim yapabileceğim bir şey yok” deme hakkı yoktur.

Bir insanın parası olabilir, bir başkasının zamanı vardır, bir başkasının bilgisi vardır, bir başkasının iletişim yeteneği vardır. Ama hiç kimse “Benden hiçbir şey istenmiyor” diyemez.

Çünkü Kur’an “İçinizden bir topluluk olsun” diyor. “İşbirliği yapın” diyor.

 “Kendinizi değiştirmeye karar vermedikçe durumunuz değişmez” diyor.

Ve Yunus’un halkını bize gösteriyor. Bir toplumun topluca yönelişinin, o toplumun kaderindeki sonucu nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Kuran’ı paylaşmakla Kuran’ın istediği toplumu kurmak aynı şey değildir. Birlik olalım demekle birlik olmak aynı şey değildir. Birbirimizi sevelim demekle kardeşinin yükünü taşımak aynı şey değildir.

Şeytanı kınıyorum demekle, şeytanın kibir, bencillik, ayrılık ve üstünlük düşüncesini kendi hayatından çıkarmak aynı şey değildir.

Bizim sınavımız burada.

Kendimizi 11:119’da Rabbin rahmetiyle nimetlendirilmiş olanlardan görüyorsak, bu bizi uyutmamalı.

Tam tersine uykumuzu kaçırmalıdır. Çünkü eğer Rabbimiz bize başkalarının göremediği bir gerçeği göstermişse, o bilgi aynı zamanda bir emanettir ve emanetin hesabı vardır.

Kardeşlerim,

Bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda telefonlarımız burada kalacak. Sosyal medya hesaplarımız burada kalacak. Evlerimiz burada kalacak. Arabalarımız, paralarımız burada kalacak.

Bize kalacak olan, neye inandığımızı söylediğimiz değil, inandığımız hakikat uğruna ne yaptığımızdır.

O halde bugün kendimize tek bir soru soralım:

Rabbin rahmetiyle nimetlendirildik diyorsak, bu rahmet bizi neye dönüştürdü?

Ve ardından daha zor olanını:

Bize ikinci bir şans verilmişken, biz bu şansla ne yapıyoruz?

Rabbimiz bizleri sadece gerçeği konuşanlardan değil, gerçeği yaşayanlardan eylesin.

Bizi yalnızca ayet paylaşanlardan değil, ayetlerin emrettiği iyiliği inşa edenlerden eylesin.

Bizi bölünenlerden değil, O’nun ipine sımsıkı sarılanlardan eylesin.

Doğruluk ve Tanrı bilinci konusunda birbirimizle yardımlaşanlardan eylesin.

Muhtaçların yükünü hafifletenlerden eylesin. Bilgisini gurura değil, sorumluluğa dönüştürenlerden eylesin.

Ve bize verdiği ikinci fırsatı son nefesimize kadar en güzel biçimde değerlendirenlerden eylesin.

Ekimus Salat: Namaz kılalım.

                                                                                                                                                     Hutbe: Erdal

 

Yazar hakkında

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir